Turan Dursun

Allah’a “Tanrı” Denir mi

A- “ALLAH”a “Tanrı” denemeyeceğini ileri sürenlerin görüşü

Bunu ileri sürenlerin kimi, “kulaktan dolma bilgiler”le konuya karışıp bu görüşü savunanlar. Kimileri de konuya girmek için gerçekten gereken bilgiye, yetkiye sahip kimselerdir. Bu durumdakilerin başında gelenlerden biri de, “bilgi” ve erdemiyle tanınan Elmalılı Hamdi Yazır’dır. Yazır benzeri kolay kolay meydana konulamayan “tefsir”iyle (Hak Dini Kur’an Dili adlı) kendini kanıtlamıştır.

Elmalılı Hamdi Yazır, “Allah’a Tanrı denemez!” demiyor. Dahası, “Tanrı’nın, “Allah”tan “eam” olduğunu, yani birincisinin kapsamının daha geniş olduğunu yazıyor. (Bkz. Hak Dini Kur’an Dili, İstanbul, 1960, s. 25.) Bu, şu demektir: “Tanrı” ile “Allah” arasında “umum husus mutlak” ilişkisi var: Yani, “Allah”, ‘Tanrı”dır, ama her tanrı, “Allah” değildir.

Denebilir ki, Yazır’ın gönlü, “Allah”a, “Tanrı” denemeyeceği görüşünden yana olmasa da, “Allah” yerine “Tanrı” denmemesinden yana. Tanrı’nın, “Allah”ın yerini tutmadığı düşündüğü sezinliyor. Bunu açığa vurduğu bile söylenebilir. Kendisinin açıkladıklarına göre, Farsça’daki “Huda”, Fransızca’daki “Diyö”, “Allah” yerine söyleniyor olsa da, nasıl “Allah” adının yerini tutmuyorsa “Tanrı” da o adın yerini tutmuyor. Geniş bilgi sahibi olduğu kuşkusuz olan Hamdi Yazır’ın yazdıklarına dayanılarak, “Allah” adı yerine “Tanrı” denmesini neden uygun bulmadığı şöyle özetlenebilir:

1. “ALLAH”ın Özel Ad Olarak Görülmesi

Yazır, “Allah”ın, “özel ad” olduğu görüşünü benimsiyor ve buna çok önem verdiğini belli ediyor. Bu önem verişin etkisi, “O”na, “Tanrı” değil, “Allah” denmesinden yana olmasında da kendini gösteriyor. “Tanrı, Huda” adları, ‘Allah’ gibi ism-i has (O’na özgü ad) değildir, ‘ilah’, ‘rab’, ‘mabud’ gibi ism-i anıdır. Arapça’da ‘ilah’ın cem’i (çoğulu) olarak ‘alihe’, ‘rab’in cem’i olarak ‘erhab’ dendiği gibi Farisi’de ‘huda’nın ceminde ‘hudayan’ ve lisanımızda ‘Tanrılar, mabutlar, ilahlar, rablar’ denir. Çünkü bunlar, haklıya, haksıza itlak edilmiştir. Halbuki, ‘Allahlar’ denmemiştir ve denemez. Böyle bir tabir işitirsek, söyleyenin cehline veya gafletine hamlederiz.” (Aynı kitap, c. 1, s. 24.) Böyle diyor. Demek ki Hamdi Yazır’a göre, “Tanrı”, “Huda”, “İlah” gibi sözcükler; a) özel ad olmadıkları, b) “tanrılar”, “hudayan” ve “alihe” biçiminde çoğulları bulunduğu için, “Allah” adının yerini tutmazlar. Oysa “Allah” adının “Yüce Yaratıcı”nın “özel ad”ı olduğunu savunanların hepsi, başka adla çağrılamayacağı, anılamayacağı görüşünü benimsiyor değillerdir.

Anlamı:

(Diyanet’in)
Demek ki: “Gerek Allah deyin, gerek Rahman deyin, hangisini derseniz deyin; en güzel isimler O’nundur…” (İsra Suresi, ayet 110)

“Allah” adının özel ad olduğuna nasıl itiraz edildiği daha önce sunulmuştu. Özel ad olduğu kabul edilse bile, “Yüce Yaratıcı”nın başka adları da olamaz mı? Birkaç tane “özel ad”ın bulunması mümkün değil mi? Hamdi Yazır’ın kendisi de bunun “mümkün” olduğunu yazıyor:

“Hatta (O’nun) ism-i hassı (özel adı) bile taaddüd edebilir (yani çok sayıda olabilir) ve muhtelif lisanlarda, Allah-u Teala’nın ayrı ayrı ism-i hassı bulunmak mümkündür ve ser’an caizdir.” diyor. (Bkz. Aynı kitap, aynı s. )

Yani Yazır da, “Varlığı kendinden olan Zat”ın (Tanrı’nın) bile olsa, “özel ad”ın “birden çok sayıda” olabileceğini ve “O”na, “çeşitli diller”de, “ayrı ayrı adlar”ın verilebileceğini, “Tanrı”, “Huda”, “Diyö” denilebileceğini, bunun “Şer’an” (dince) “caiz” olduğunu kabul ediyor.

2- “Allah”ın çoğulunun olmamasına karşılık “Tanrı’nın ve ötekilerin çoğullarının bulunması

“Allah”ın çoğulu yok. Buna karşılık “ilah”ın, “huda”nın, ve “tanrı”nın çoğulları var. Bunun böyle olması da, Yazır’a göre “İlah”ın, “Huda”nın, “Tanrı”nın… “Allah” adının yerini tam tutamayacağını gösterir.

Oysa, “Allah” adının bir çoğulu yoksa, bunun “Allah” adının anlamından kaynaklandığı gerekmeyebilir. Şöyle düşünülebilir: “Allah” kimi incelemecilerin, dilcilerin ileri sürdükleri gibi Arap dilinin dışından gelmeyse, ileri sürüldüğü gibi “Alaha” ya da “Aloho” biçimlerinden Arapça’ya geçmişse ve az bir değişiklikten sonra öyle süregelmişse, çoğulu olmaması doğal karşılanabilir. Daha önce de çoğulu yoktur da ondan. Bunun birçok örneği vardır: Tanrı’nın Kur’an’da geçen “adlaşmış” sıfatlarından (“en güzel adlar” diye nitelenenlerden) “Kayyum” ve “Rahman” gibi. “Kayyum”, Vasıti’nin açıklamasına göre “Süryanca”dır ve Süryanca’da “hiç uyumayan” anlamına gelmektedir. (Bkz. Süyûti, el itkan 1/183) Tanrı’nın “ad”ı olarak söylendiğinde de bu anlam bulunur (hiç uyumayan, her şeyi ve kullarını görüp gözeten) ve “Kayyum”un da “çoğulu” yoktur. “Rahman” da El Müberret ve Sa’lebe’nin incelemelerine göre “İbranca” (Bkz. Süyûti, el itkan 1/181); Süryanilere göreyse “Süryanca”dır ve aslı “acıyan” anlamında “Rahmono”dur (bkz. Aziz Günel Türk Süryaniler Tarihi, s. 48). “Rahman”ın da çoğulu yoktur.

Şu da var: Daha önce Muhammed Abdulmuid Han’ın kitabından yapılan alıntıda görüldüğü gibi, Wellhausen şöyle düşünebileceğini yazıyor: “Araplar, tıpkı Mabatlar gibi, putlarından her birine ALLAH lakabını veriyorlardı. Başlangıçta lakap olarak kullanılan Allah sözcüğü, sonraları, EN BÜYÜK TANRI’NIN ADI oluvermiştir.” (Yukarıda, 1/A’ya bkz.) böyle düşünenler var. Eğer bu yorum doğruysa, “Allah” sözcüğünün çoğul almaması doğaldır. Eskiden “En Büyük Tanrı”ya ad olarak verildiği için. “En Büyük Tanrı” birkaç tane olmaz da ondan. “Çok tanrı”ya inanıldığı dönemlerde “çoğulsuz” söylenirken, “TEK TANRI” dönemine geçildikten sonra ‘çoğullu” söylenmesi düşünülemez.

Kaldı ki, bir başka yönden de ele alınabilir: Daha önce de sunulmuştu ki, kimilerine göre “Allah” sözcüğü, “İlah”tan geliyor. Eğer bu böyleyse, “ilah”ın, “aline” diye çoğulu bulunduğuna göre “Allah” sözcüğünün de çoğulu var kabul edilebilir. Bu durumda, çoğulu olmak yönünden “Tanrı”, “Huda” ve “ilah” gibi sözcüklerden farklı olmuyor.

Kısacası, yalnızca çoğulsuzluğuna dayanılarak “Allah” sözcüğünün “Tanrı”dan ve başka dillerdeki adlardan farklı olduğunu ileri sürmek ve “Allah” adı varken öteki adlarla “O Yüce Varlık”tan söz etmenin yerinde olmayacağını savunmak sağlıklı gibi görünmüyor.

3- Başka Tanrılara “Allah” denmiyor; “Tanrı” deniyor olması

Yazır, “Tanrı”yı, “cins isim”; “Allah”ı da “has isim (özel ad)” olarak düşünüp ele aldıktan sonra, “Tanrı”nın kapsamının daha geniş (“eam”) olduğunu yazıyor. Yani, bu değerlendirmeye göre, “Allah”, “Tanrı”dır, ama her “tanrı”, “Allah” değildir. Tıpkı “Allah”ın “ilah” olması, ama “ilah”ın “Allah” olmaması gibi.

İlk bakışta bu değerlendirme insana doğru gibi geliyor. Ama konuyu temelden alınca hiç de doğru olmadığı ortaya çıkıyor:

Önce şöyle bir soru soruluyorsa konuya açıklık getirebilir:

“Çok tanrı”ya inananlar, inandıkları Tanrılara “ilah” derlerken, “Tek Tanrı’ya inananların inancına göre, doğru bir şey mi söylüyorlardı? Kur’an’a, İslam’a ve inanırlarına göre, putataparların kendi tanrılarına “tanrı” demeleri haklı mıydı, yerinde miydi?

“Tek Tanrı” inancına, Kur’an’a ve İslam’a göre, elbette ki bu soruya: “Hayır!” diye karşılık vermek gerekir.

Anlamı:

Ve “ilah”ınız BİR TEK “İLAH”tır. O’ndan başka “ilah” yoktur. Rahman’dır. O. Rahim’dir. (Bakara Suresi, ayet: 163.)

Kur’an’da böyle deniyor işte. Daha birçok ayette, bu dile getiriliyor. Hadislerde de. Demek ki, Kur’an, İslam, Tek Tanrı’dan başkasına “ilah”, “Tanrı” denmesini kabul etmiyor, haklı bulmuyor.

Ama Kur’an’da şu da var:

Anlamı:

Onlar kendilerine güç kazandırsınlar diye Allah’ın dışında “ilah’lar edindiler. (Meryem Suresi, ayet: 81)

Görülüyor ki, ayetle, putataparların tanrılarından söz edilirken “alihe”, yani “ilahlar” deniyor. Daha birçok ayette bu anlatım vardır. Bundan çok açık anlaşılıyor ki, “çok tanrı”lı dönemlerin “tanrılar”ından söz edildiğinde taparlarının inandıklarına “ilah”, “ilahlar”, “tanrı”, “tanrılar” diyerek söz edilmesinde, Kur’an, İslam açısından bir salanca yoktur. Yani, “ilahlara taparlardı, şu ilahe, bu ilahe (örneğin göktanrı’ya, yer tanrı’ya güneş tanrı’ya, ay tanrı’ya) inanırlardı…” denebilir. Böyle denebilmesi, “Tek Tanrı’dan başkasına da “ilah” ya da “tanrı” denmesine, İslam’ın “Evet!” dediği ve bunu haklı bulduğu anlamına gelmez. Putataparların inandıklarından “ilah” ya da “tanrı” diye söz edilmesi, olanı, olmuşu dile getirmektir, “hikaye etmek”tir, yani anlatmaktır yalnızca. Buradaki anlatış yani “Tek Tanrı’nın dışında tapılanlara “ilah”, “tanrı” diye söyleniyor oluşu, inanırların öyle inandıklarını belirtmek içindir. Ayetlerde, hadislerde, “alihe”, yani “ilahlar (tanrılar) biçiminde yer alıyor oluşu da, Kur’an yorumlarında belirtildiği gibi, putataparların öyle inanıyor olmalarından dolayıdır. Bu değerlendirme, Ragıb’ın “El Müfredat”ından yukarıda sunulan alıntıda da yer almıştı.

Kısacası: İslam açısından “Tek Tanrı’nın dışında tapılanlar”a nasıl “Allah” denemezse, “ilah” da denemez. Denirse taparlarının öyle dediklerini anlatmak için denir yalnızca. Bu durum da “Tek Tanrı’dan başkasına söylenememek” yönünden de “Allah” ile “ilah”, “Tanrı”, “Huda” arasında bir farkın bulunmadığı ortaya çıkıyor.

“Allah’tan başka Tanrı yoktur.” denebildiği gibi, “Tanrı”dan başka tanrı yoktur” da denebilir. Çünkü “Tanrı’dan başka tanrı” sözündeki “Tanrı” sözcüklerinden birincisi, ‘Tek Tanrı” anlamındadır. Bu, söylenişten açıkça anlaşılır. O nedenle Hamdi Yazır’ın buna takılması da (Yazır, “Diyö”den başka diyö yok”a takılıyor, bunu ve dolayısıyla bir benzeri olan “Tanrı’dan başka tanrı yok” sözünü anlamsız, çelişkili bulduğunu yansıtıyor.) (Bkz. C.l, s. 25.) kolay kolay haklı sayılamaz.

Bununla birlikte kimileri, “Allah” adında, “İsm-i A’zam” niteliğini görmekte ve o nedenle bu ada, olağanüstü önem vermekteler:

4.”Allah” ve “İsm-i Azam” 

“Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla…”

“Allah’ın adıyla” başlanır, öyle başlanması istenir. Öyle başlanmayan işin de, sonuçsuz kalacağı bildirilir hadislerde.

Kimileri, çok büyük etki gücü olduğu ve her kapıyı açacağı bildirilen “el İsmü’l-A’zam”ın, “Allah” adından başka olmadığını savunurlar. Büyük Kur’an yorumcusu Fahruddin Razi de bunu savunanlar arasında. (Bkz. Tefsir, c.1, s. 115.)

Ama çokları sanırlar ki, söz konusu özellik, “Allah” adının kendinden kaynaklanır. Oysa Fahruddin Razi’nin de dile getirdiği gibi, “Allah” adının “En Büyük Ad” demek olan “El İsmü’l-A’zam” diye nitelenebilmesi, “Tek Tanrı”nın “ad”ı olmasındandır. Razi’nin tefsirinde yer verdiği ve savunduğu gerekçenin özeti şöyle:

“Bir ‘zikr’in üstünlüğü onunla anılan ve anlatılan ne ise ondan kaynaklanır. Tanrı’nın kendisi (Zat’ı) bilinen anılanların en şereflisi olduğu için O’na ilişkin bilgi, söz, O’na özgü ad da bilgilerin, sözlerin, adların en şereflisi sayılır. Ve bu nedenle de O’nun adı, adların en şereflisidir…” (Bkz. Aynı kitap, c. 1, s. 114-115.)

Demek ki önemli olan şu ya da bu “ad” değil; sözü edilen adın, “O’nun adı” olmasıdır. “Allah” adı, “O’nun adı” olduğu için önemlidir. “O’nun adı” olduğu için “En Büyük Ad”dır. “O’nun kendisi” tüm varlıklar içinde “En Büyük” olduğu için. Buna göre, “O’na” Arapların dilinde yaygın olarak “Allah” dendiği için, “En Büyük Ad” “Allah” olur, Türklerin dilinde yaygın olarak “Tanrı” dendiği için “En Büyük Ad”, “Tanrı” olur, Farsların dilinde yaygın olarak “Huda” dendiği için “En Büyük Ad” “Huda” olur. “Allah” adı, yalnızca Arapların dilinde değil; İslam’ın Arapça olan temel metinlerinde de “O’nun en yaygın adı” olarak ye alıyor. İşte bundan dolayı, “Allah” adı için “El İsmü’l-A’zam” deniyor olmasını doğal bulmak gerektiği söylenebilir.

B- “ALLAH”a “Tanrı” Denebileceği ve Kanıtları

1- “ALLAH”a “Tanrı” Denebileceğinin Ayet ve Hadislerden Kanıtları

“Allah”a “Tanrı” denebileceğinin en başta gelen kanıtları, kuşkusuz ayet ve hadislerdeki kanıtlarıdır:

Bakara Suresi’nin yukarıda sunulan 163. ayetinin; Diyanet’in resmi çevirisindeki anlamı aynen şöyledir:

“Tanrı’nız bir tek Tanrı’dır. O, merhamet, eden, merhametli olandan başka Tanrı yoktur.”

“Tanrı’nız bir tek Tanrı’dır”ın, ayetteki karşılığı “Ve ilahun vahid”dir.

“Tek Tanrı” diye tanıtılan “Tanrı”, kuşkusuz “Allah”tır. Demek ki “Allah”la Kur’an’da “ilah” deniyor ve Diyanet’in benimseyip yayınladığı “Meal”de de, Türkçe olarak “Tanrı” anlamı veriliyor. Hem de kısa bir ayette, bir kaç kez.

Anlamı: (Diyanet’in)
Kitap ehlinden haksız davrananlar bir yana, onlarla en güzel şekilde mücadele edin. Şöyle deyin: “-Bize indirilene de, size indirilene de inandık. Bizim Tanrımız da sizin Tanrınız da birdir. Biz, O’na teslim olmuşuzdur.” (Ankebût Suresi, ayet: 46)

Burada da “Tanrımız” ve “Tanrınız” diye anlatılan ve “kendisine teslim olunan”, “Allah”tan başka değildir.

Anlamı:
(Diyanet’in)
Sizin Tanrınız tek bir Tanrı’dır. O’na teslim olun! (Hacc Suresi, ayet 34)

Anlamı
Sizin Tanrınız, ancak, O’ndan başka tanrı olmayan Allah’tır, ilmi her şeyi içine almıştır. (Taha Suresi, ayet: 98.)

“Allah”a “ilah”, “Tanrı” denebileceğini açıkça dile getiren daha pek çok ayet vardır.

Kur’an’da “Allah”a, “nas’ın ilahı”, yani “insanların Tanrısı” da denmekte:

 Anlamı:
(Diyanet’in)
Ey Muhammed! De ki: “İnsanlardan ve cinlerden ve insanların gönüllerine vesvese veren o sinsi vesvesecinin şerrinden insanların Tanrısı, insanların hükümdarı (Melik) ve insanların Rabbi olan Allah’a sığınırım.” (Nas Suresi tamamı.)

Kur’an’da “Allah”a “ilah” denirken ve “ilah”da Türkçemizde “Tanrı” diye karşılanırken, “Allah”a “Tanrı” denir mi denmez mi, tartışmasının gerçekte bir anlamı kalır mı?

“Allah”a “ilah”, yani “Tanrı” denebileceğini gösteren hadislerden de sayısız örnekler vardır. Bir ikisini aktarmakla yetinelim:

İbn Abbas’tan aktarıldığına göre: Peygamber, geceleyin namaza, ibadete kalkıp dua ederken seslenişleri arasında şöyle de sesleniyordu Tanrı’ya:

“Ente ilahi! Laelahe illa ente!” yani: “Sensin benim ilahım (Tanrım)! Başka ilah yoktur, yalnız sen varsın!” (Buhari, Tevhid: 35; Müslim, Selatul-Müsafirin: 199, hadis no: 769.) Aynı hadisin bir başka biçiminde de Peygamberin: “Ente ilahi, laelahe li Gayruke”, yani: “Sensin benim ilahım (Tanrım)! Benim için Senden başka ilah yoktur!” dediği belirtiliyor. (Bkz. Buhari, Tevhid: 8.)

Nün (Kalem) Suresinin 42. ve 43. ayetlerinin “tefsir”inde yer verilen bir hadise göre, Kıyamet günü, Tanrı kendisini gösterecek ve O’nun önünde secde edilecek. (Bkz. Buhari, Tefsir: 68, c. 6, s. 72; Darimi, Rikak: 83, s. 722.)

Bu hadiste, Buhari’de yer alan biçimde “Tanrı” için “Rabb” Darimi’de yer alan biçimindeyse “İlah” geçiyor.

Darimi’deki biçimde anlatıldığında göre Kıyamet günü bir melekle, bir kesim insan arasında şöyle bir konuşma geçecek:

MELEK- Herkes çekilip gittiği halde siz burada durmuş neyi bekliyorsunuz?
GRUP- “ilahımızı” bekliyoruz.
MELEK- (Görseniz) tanır mısınız O’nu?
GRUP- Bize tanıtılırsa tanırız.

Birden perde açılıp gösterilecek ve oradakiler gördükleri karşısında secdeye kapanacaklar. Görülen “İlahtır” (Ulu Tanrı).

Yukarıdaki hadiste, kullarına kendini gösterecek olan “Tanrı”dan söz edilirken “Allah” adı yerine “Rabb”ın ve “İlah”ın yer alıyor olması ilginçtir. Ve bunun da örnekleri pek çoktur.

Ayet ve hadislerdeki sayısız örnek nedeniyle”, “Allah’a ‘ilah’, ‘Tanrı’ denir mi?” sorusuna, “Kur’an’a ve hadislere göre: -EVET!'” diye karşılık vermek gerekir. Çünkü Kur’an’da da, hadislerde de “İlah” yani “Tanrı” deniyor “Allah”a.

2- “TANRI” Sözcüğünün, Tek Tanrı’ya inananlar Çerçevesinde Taşıdığı Özel Anlamı

“Tek Tanrı”dan başka tapınılanlara da “tanrı” deniyor olması nedeniyle “Allah”a “Tanrı” denmesini hoş karşılamayanlar var. Yukarıda da değinilmişti ki bu hoş karşılamama haklı bir nedene dayanmamakta. Ayet ve hadisler dinin temel metinleridir. Bunlarda “Allah”a “ilah” dendiğini gördük. Ayrıca, “Tek Tanrı”ya inananlar çevresinde, toplumda, “Tanrı”nın taşıdığı özel anlamı göz önünde tutmak gerekir. Böyle bir çevrede ve toplumda, “Tanrı” dendiğinde, eğer “putataparların tanrıları”ndan söz edilmiyorsa, kimse başka bir tanrı düşünmez, “Tanrı” dendiğinde herkesin aklına gelen “TEK TANRI”dır. Demek ki, “Tek Tanrı”ya inananların bulunduğu ortamda, toplumda “Allah” adıyla “Tanrı” adı tümüyle özdeştir, eşanlamlıdır. Bunda hiçbir kuşku yok.

3- İslam’ı Çok İyi Bilenler Kesiminde De “Allah” Adı Yerine Tanrı Denegelmiş Olması

a) Tefsirlerde “Tanrı”

1350-1431 yılları arasında yaşamış bulunan Şemseddin Muhammed İbn Fenari’nin olduğu sanılan bir Kur’an çevirisinde “Allah” adı, “Tanrı” diye çevriliyor. Bu tercüme, Kültür Bakanlığı’nca yayınlanmıştır. (Yay. no: 227. İst. 1976.)

İşte birkaç örnek:

Okunuşu: “ELHAMDÜLİLLAH”

Fenari’nin çevirisindeki anlamı: “Ögmek (övülmek), Tanrı’nındır.”

Ayetten olan bu parça; Fatiha, En’am, Kehf, Sebe’, Fatır ve Teğabûn surelerinin birinci ayetlerinde, ayrıca 31 ayette daha yer alır. Fenari’nin çevirisinde, hep aynı anlam var: “Ögmek Tanrı’nındır.”

Fenari’deki anlamı:

Degül Tanrı gafil andan kim işlersiz.

Yer aldığı ayetler: Bakara: 74, 85, 140, 144 (bir sözcükteki değişiklikle), 149; Âli İmran 99.

Fenari’nin çevirisindeki anlamı:

Tanrı anı kim işlersiz bilicidir.

Yer aldığı ayetler Bakara: 234, 271, 283 (bir sözcük değişikliğiyle) Âli İmran 153 (bir sözcüğün yer değiştirmesiyle), 180; Maide 8 (bir harf değişiklik); Tevbe 16 (bir sözcük yer değiştirmiş); Lokman 29 (bir harf değişik); Hadid 10; Mücadele 3, 11, 13, Haşr 18 (bir harf değişik); Münafıkûn 11 (bir sözcük yer değiştirmiş); Teğabûn Nün 8; 28 (anlam değiştirmeyen bir sözcük değişikliği).

Daha çok örnek vermeye gerek yok.

Bu çeviride; Kur’an’da Tanrı’nın niteliği olarak geçen “Rabb” sözcüklerine de “Çalab” anlamı veriliyor genellikle.

Bu tercümenin sahibi olan kişi, hiç kuşku yok ki “Müslüman”dı, dahası bir İslam biliriydi. Ayrıca Arapça’yı çok iyi biliyordu. Türkçe’yi de çok iyi bildiği belli oluyor. Ve bu uzman kişi, hiç çekinmeden, Kur’an’da yüzlerce kez geçen “Allah” sözcüklerine “Tanrı” diye anlam veriyor.

b) Din Bilirlerinin Fetvalar

Din bilirleri, “Allah”ın “başka dillerde (örneğin Türkçe’de, Farsça’da) karşılığının” söylenmesinin Şer’an caiz olduğu görüşünde birleşmekteler. “Tanrı” yerine “Allah” denmesinden yana olan Elmalılı Hamdi Yazır bile, yukarıda belirtildiği gibi bu “caiz”liği açıkça belirtiyor. (Bkz. Elmalı, tefsir, c.1, s. 24.) Ciddi din bilirleri içinde, “caiz değil” diyen yok. Dahası: “Allah” adının da bulunduğu bir “tam ayet”in (kimilerine göre daha da fazlasının) “tercümesi”nin, “namazda okunması”na bile imam A’zam Ebu Hanife’nin fetva verdiği, gerek “usulü’l-fıkıh (İslam hukuku yöntem bilim)” kitaplarının “Kitap (Kur’an)” tanımına ilişkin bölümlerinde, gerek tefsirlerde aktarılır. Aktarıldığına göre, Ebu Hanife Kur’an’da “anlam”ı (“mana”yı) temel almakta. Bununla birlikte, Ebu Hanife’nin, bu görüşünden döndüğü, ya da dönmüş olabileceği, bu olasılığın yüksek olduğu ileri sürülür. (Bkz. Saduddin Teftazani, Telvih (Arapça), İstanbul, 1310, c.1, s. 57-58; Fahruddin Razi, e’t-Tefsiru’l-Kebir, c.l s. 209.213.) Teftazani, Ebu Hanife’nin bu konudaki fetvasına ilişkin olarak çok uzun ayrıntılar içeren bir kitap yazdığını yazar. (Bkz. aynı kitap, s. 58.) Ord. Prof. Dr. Zeki Velidi Togan da, eski Türkler’de, “İslam Türk uleması”nın, “Kur’an’ın Türkçe tercümesinin ibadetlerde okunması”nı “caiz” gördüklerine ve uyguladıklarına ilişkin belgeler yayınlanmaktadır. (Konu için “Kur’an” maddesine bkz.) Konu tartışmalıdır. Ama tartışmasız caiz görülegelen şu: “Allah” adı yerine başka dillerdeki karşılığı, örneğin Türkçe’deki “Tanrı”, Farsça’daki “Huda” söylenebilir. Doğu Anadolu’da yaşayan yurttaşlarımızdan Kürtçe konuşanlar genellikle, “Allah” adı yerine “Hude (Huda’dan bozma)” adına ant içerler ve bu ant (yemin) dinen geçerli sayılır. O çevrelerdeki din bilirleri, “Hude” adına ant içilmesine karşı çıkmazlar. Oysa “Allah” adına ant içmek, çok önemli konulardandır. “Tanrı” adına ant içmek de, tüm dinbilirlerine göre, “Allah adına yemin” sayılagelmiştir. Yani “Allah” adını anarak ant içmekle, “Tanrı” adını anarak ant içmek farklı değerde görülmemiştir.

c) Eski Sözcüklerde “Tanrı”

11. yüzyılda yaşamış olan Kaşgarlı Mahmut’un kendi gibi ünlü yapıtı Divanü Lugati’t-Türk’ünden: “Tengri (Tanrı): Allah (Güçlü ve Yüce Allah).” (Divanü Lugati’t-Türk, İstanbul, 1333, s. 278.) “Tengri”nin yani “Tanrı’nın Türkçe ve Arapça olarak anlatıldığı madde şöyle:

Anlamı:
“Tengri-Güçlü ve Yüce Allah. Atasözünde şöyle denir: ‘Eşek kâfirler kendilerince Tanrı’ya tapınırlar. Oysa ondan Toyun (putatapar rahip, din büyüğü), Tapuğsak (tapınmak ister), Tengri sevinçsiz (oysa Tanrı, bu tapınmadan hoşnut değildir).’

Biri için hoşlanacağını sandığı, ama o kişinin hoşlanmadığı şeyi yapan kişiyi anlatmak için söylenir.

Şiir: Tüngün Tebun Tengri’ne boynamegil. Korkup eymenu oynamagil. (“Boyun çekme” yani: “dik başlılık etme” anlamı verildiği gibi, “boynunu çek” yani: “baş kaldır, yan çevir” anlamı da veriliyor. (Bkz. Bilimsel Bildiriler, 1972, s: 387)

Yani: Gece-gündüz Tanrı’na kulluk et, usanma (baş kaldırma). Ve korkup sakın. Ulan, oyun oynama.

Kâfirler -Tanrı onları yok etsin- göğe de ‘Tengri (Tanrı)’derler. Kendilerince büyük olan başka şeylere de ‘tengri’ adını verirler. Yüksek bir dağa, ulu bir ağaca… Böyle şeylere secde ederler onun için. Bilgin kişiye de ‘tengrgan’ ederler. Bu nedenle… Bu tür sapıklıktan Tanrı’ya sığınırız. (s. 278-279.)

Kaşgarlı Mahmut aynı kitapta, “Tanrı”ya, Türkçe deyimlerde sık sık “Allah” anlamında yer verir. İşte birkaç örnek:

“Tengri tağ birle yerin besürdi”…
Yani: “Tanrı dağla, yeri bastırıp pekiştirdi.”

“Kur’an’da, “dağlar” için “yerin çivileri” denmekte. Bu nedenle, yazar, yukarıdaki deyime, şu anlamdaki Arapçayla anlam veriyor:

“Yani: Tanrı, dağlarla yeri çiviledi. Ağır bir şey altına konulup bastırılan her şey için bu sözcük (besurur, besurmak) kullanılır.” (Divanu Lu-gati’t-Türk, s. 64.)

“Tengri meni beyütti (bey etti)”
Yani: Tanrı beni zengin etti. (Divan, s. 262)

“Tengri anı kargadı.” Yani: “Tanrı onu lanetledi.”.

Ali Çiçek, yukarıdaki alıntılan yaptığımız kitap (Divanu Lugati’t-Türk) için şöyle diyor:

– “Türkçemizin ilk sözlüğüdür.”
– “Bir dilbilgisi (gramer)”.
– “Zengin bir edebiyat antolojisidir”,
– “En eski Türk ansiklopedisidir.” (Bkz. Ali Çiçek, Kaşgarlı Mahmut Divanu Lugati’t- Türk, İstanbul. 1970, May yay. s. 9.)

Bu kitap 1073 de yazılmıştır. Demek ki ta 11. yüzyıldaki ciddi bir kaynakta da, “Allah”a “Tanrı” anlamı verildiğini ve Türkçesinin kullanıldığını görmekteyiz. Üstelik o dönemlerde, yine aynı kitaptan öğrendiğimize göre, “Tanrı (Tengri)”yı Müslüman olmayan Türkler, başka “tanrılar” için de kullanıyorlardı. Dahası, “ulu”ladıkları her şeye ‘Tengri” diyorlardı. Böyleyken, Müslüman Türkler ve din bilirleri, “Allah” karşılığında “Tanrı” demekte bir sakınca görmemekteydiler. “Çok tanrıcı” inancın egemen olduğu çağlarda, ‘Tanrı” sözcüğü “başka tanrılar” için de söylendiği halde, “Tek Tanrı” için rahatlıkla ve sakınca görmeden söylenebilirken, Tek Tanrı inancının egemen olduğu bu çağda “Tanrı” “Allah’la tümüyle eş anlamı içerir bir duruma gelmişken söylenmesinde sakınca görmenin sağlam gerekçesi olamaz.

Medreselerde okutulagelen ve ezberletilen “Subha-i Sıbyan” adlı şiir biçimindeki Sözlük de,”Allah u Tanrı…” diye başlar. Yani “Allah”a Türkçe’de “Tanrı” dendiği belirtilir.

Turan Dursun, “Allah”, Bölüm II -Allah’a “Tanrı” Denir mi? 

kaynak : http://www.turandursun.com/index.php/turan-dursun/turan-dursun-makaleleri/1189-allaha-tanri-denir-mi

Single Post Navigation

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: