Turan Dursun

İslam Öncesi (El Cahiliye) Araplarında “Allah”

İslam öncesinin Arap şairlerinin şiirlerinde “Allah” sözcüğünü bolca bulabilmekteyiz.

Miladın 604. yılında, yani Peygamberin peygamberliğinden 7 yıl önce öldüğü bilinen Nabiğae’z- Zubvani’nin şiirlerinden:

Anlamı: 
Ant içtim, artık sende bir kuşku bırakmamış olmalıyım. “Allah” (adına ant içmenin) ötesinde başvurulabilecek bir yol kalmıyor.

11

Anlamı: 
Öldüğüm zaman nice sevinen olur. Ve nice “-Allah için iyiliği olan adamdı iyiliği karşısına çıksın! ” diyen.

12

Anlamı:
Cömertlik ve şaşmaz sağduyu gibi öyle özellikleri vardır ki onların” Allah onlardan başkalarına vermemiştir.

Bilgelik dolu kitapları (İncil), “ilah” ın kendinden gelmedir. Dinleri de sağlam. Öbür dünyaya ilişkin geleceklerinden başka umut bağladıkları bir şey yoktur.

Halife Ömer’in bu şairi, “en üstün şair (eş’aru’n-nas)” diye nitelediği aktarılır. (Bkz. Hesenu’s-Sendûbi, Şerhu Divani İmriü’1 Kays, Ah-baru’l-Merakıse ve Ahbaru’n-Nevabiği ve Âsaruhum, Mısır, s. 386. Şiirler için de aynı kitapta bkz. s. 386,389,395.)

Ümmeyyetü’bni Ebi’s, Sait’in (ölm. 630 ?) şiirlerinden.:

13

Anlamı:
Kıyamet günü, “Allah” katında, “Hanif Dini”nden başka tüm dinler yalandır. Ebu’l-Ferec El Isbihani, Eğani, c. 3., s. 180.)

“Hanif’in anlamı tartışıla gelmiştir. (Bkz. “Hanif.) Müslüman yorumcular, “Hak’a, Tek Tanrı’ya doğruya yönelen”, “Haniflik Dini”ne, (“e’d-Dinu’1-Hanefiyyeti”) de sonradan “İslam” anlamını verirler. Ümeyye, ‘Tek Tanrı inancının taşıdıkları aktarılagelen “hanif”lerdendir. İslam Peygamberinin gelmesinden önce kendisine peygamberliğin verileceğini umduğunu, ama bu olmayınca kıskanıp İslam’a ve Peygamberlerine düşman olduğu ileri sürülür. Müslümanlar kesiminde “Aduvvul-lah” yani “Tanrı düşmanı” diye nitelenir. (Bkz.Ebu’1-Ferec İsbihani, Eğani aynı yer.)

14

Anlamı:
Gecelediğimiz ve sabahladığımız her yerde ve her zaman, “Allah”a “hamd” olsun. Sabahımızı da, gecelememizi de “hayr” eyle “ya Rabbi”! Tüm ufukları “saltanat”ıyla kaplamış olan “Hanifliğin Rabbi’nin “hazine”leri tükenmez. (Ebu’l-Ferec, Eğani, c. 3. s. 183.)

15

Anlamı:
O “Allah”tır yaratıkların Yaratıcısı. “Halk”ın tümü kendi istekleriyle “O’nun” cariyeleri ve köleleri olmuşlardır. (Dr. Toshihiko Izutsu, Kur’an’da Allah ve İnsan. çev. Doç. Dr. Süleyman Ateş, s. 110.)

16

Anlamı:
Tüm insanlar, “Allah”ın sunileridirler (halkları). O’dur egemen yeryüzünde. Ve yazgı yazan… (Toshihiko aynı kitap, aynı s.)

“Yedi Askı” (“el muailekatu’s.-Seb’a”) şairlerinden kimine göre İslam dönemine kavuştuğu halde (ileri sürülen ölm. tarihi: 627) müslüman olmayan, kimine göre Müslümanlık’tan kısa bir süre önce ölen (Bkz. Dr. Şevki Dayf, El Asru’l-Cahili, s. 302.) Zübeyr İbn Ebi Sülma’nın şiirlerinden:

17

Anlamı:
İçinizde olanı sakın ha, “Allah’tan” gizlemeye çabalamayın. Gizli kalsın diye çaba göstermeyin. Ne denli gizlenirse gizlensin; “Allah onu bilir” Cezası ertelenir; bir “kitap”a konur; “hesap günü”ne (Kıyamete) biriktirilir, ya da ivedilik gösterilip öç alınır. (Bkz. Zevzeni, Şerhu Mual-lekati’s-Seb’, Beyrut, s. 81; Dr. Şevki Dayf, El Asru’l-Cahili, Mısır, s. 303; Dr Toshihiko Izutsu, a.g.k., s. 84.)

Yine “Yedi Askı” şiirlerinden ve tümünün başında gelen ünlü İmri-ü’1-Kays’ın (ölm. 540.) şiirlerinden: “Yedi Askı’da yer alan şiirlerinden iki dize:

18

Anlamı:
Sevgili diyor ki “Allah’a, ant içerek söylerim: Seni uzaklaştırmak için başvurabileceğim bir yol yok. (Aşk yüzünden sende yerleşmiş) Şaşkınlığın, körlüğün de senden ayrılacağı yok.” (Zevzeni, a.g.k., s. 18.)

Başka şiirlerinden:

19

Anlamı:
“El hamdü lillahi (Allah’a hamd olsun ki)”,devemi, önüne yokuş geldiği zaman iyice ağırlaşmış görüyorum.

20

Anlamı:
Orta-doğru yola yöneldim. Sağduyum öğüt verdi; çekip çevirdi beni. İşlerim dürüst amaç doğrultusuna sokuldu, istediğin şey doğrultusunda en büyük başarıyı verecek olan “Allah” ÜT. “Yol azığı”nın en iyisi de “iyilik”tir. Yolun kimi yanlış, kimi doğrudur. Yolun doğrusunu gösterme de, aldatıp saptırma da vardır (dünyada). (Bkz. Şerhu Divani İmriü’l,Kays, Mısır, s. 169.)

Bu dizilerdeki sözcüklerin ve deyimlerin çoğu, “anahtar sözcük ve deyimler” olarak Kur’an’da da yer alır “Muktasıd”, “hilm”, “birr”, “hayr”, “tarikat”, “cair”, “hüda”, “kasdü’s-sebil” ve en başta da “Allah”.

Karşılaştırılması için Kuran’dan iki ayet sunalım:

21

Anlamı
(Diyanet’in)
Yolun doğrusunu göstermek (“kasdu’s-sebil”), Allah’a aittir. Yolun eğri olanı da (“cair”) vardır. Allah dileseydi hepinizi doğru yola iletirdi-(“hidayet”). (Nahl Suresi, ayet: 9.)

22

Anlamı
(Diyanet’in)
Sonra bu kitabı, kullarımızdan seçtiğimiz kimselere miras bırakmışızdır. Onlardan kimi kendine yazık eder, kimi orta davranır (“muk-tasıd”), kimi de Allah’ın izniyle iyiliklere koşar. İşte büyük lütuf budur. (Fatır Suresi, ayet: 32.)

İmriül-Kays’ın dört dizelik bir şiiri daha:

23

Anlamı:
Öyle bakışı vardı ki o genç kadının. O bakışla, orucunda niyazında olan bir rahibe bakmış olsa; rahip tutulu verir ona ve sevgisine kendini verir de bir gün bile “Allah için ne oruç tutmuş, ne de namaz kılmış” gibi olur. (Şerhu Divani lmriü’1-Kays, s. 188.)

Yine “Yedi Askı” şairlerinden Haris İbn Hıllize’nin (ölm. 580) “askı”sındaki şiirlerinden:

24

Anlamı:
“Allah” in bildiği gibi” yapacağımızı yaptık onlara. Ölüme atılmışların kanı olmaz.
(Zevzeni, a.g.k. s.165.)

İslam öncesinin çok ünlü Hıristiyan şairi Adiyy İbn Zevdi’l-lbadi’nin (ölm. 587 ?, 604 ?) şiirlerinden:

25

Anlamı
“Allah’ın Kitabıyla ant verip” istekte bulunuyorsun. Oysa “Allah’ın Kitabıyla” (onu ileri sürerek) yükselemezsin sen. (Divanu Adiyy İbn Zeydi’l-lbadi, lahkik: Muhammed Cebbar, 1965, s. 147.)

İslam öncesi dönemden, “Allah”lı şiirlerden daha birçok örnek verilebilir.

İslam öncesinin “hutbe”lerinde, yani “söz ustalığı”na örnek gösterilen seslenişlerde de “Allah” adına yer verildiğini görmekteyiz: Ünlü söz ustalarından Kus İbn Saide’nin (ölm. yak. 600.) ünlü “hulbe”si:

26

Anlamı: 
“Ey halk! Dinleyin, belleyin: Yaşayan ölür. Başa gelen gelir. Gece, karanlık; gündüz, durağan; gök, burçları olan; yıldızlar parlar; denizler kabarır; dağlar birer çivi; yer yayılıp döşenmiş; ırmaklar akağında akmakta. Gökte haber, yerde ‘ibret’ var. İnsanlar gidiyorlar (ölüyorlar) ve dönmüyorlar. Öyle istedikleri için mi kalıyorlar, yoksa uyusunlar diye mi bırakılıyorlar? Ey güçlü topluluk! Nerde Semûd (toplumu), nerde Ad (toplumu)? Nerede babalar, atalar? Şükürle karşılanmayan iyilik nerede, ne oldu? Yadırganmayan zülüm nerede, ne oldu? Kus gerçek ve içinde günah bulunmayan bir antla ant içer ki, üzerinde bulunduğunuz dininizden daha sevgili bir din vardır ‘Allah katında.’ (Ali Muhammed Hasen, e’t-Tarihu’l.Ebedi, 1964, s. 115.)

B- Eski Arapların İnançlarında “Allah”:

27

Anlamı:
(Diyanet’in)
Andolsun ki onlara: “-Gökleri ve yeri yaratan, güneşi, ayı buyruğu altında tutan kimdir?” diye sorarsan, şüphesiz: “-Allah’tır” derler. Öyleyse niçin aldatılıp döndürülüyorlar? (‘Ankebût, ayet: 61.)

And olsun ki onlara: “-Gökten su indirip onunla, ölümünden sonra yeri dirilten kimdir?” diye sorarsan, şüphesiz: “-Allah’tır” derler. De ki: “Övülmek Allah içindir”, fakat bunu akletmezler. (Ankebût, ayet 63)

Açıklama:
Kolaylıkla anlaşılacağı ve Kur’an yorumlarında da belirtildiği gibi, “-Onlara sorarsan” denirken peygambere sesleniliyor. “Onlar” denen kimseler de “Mekke müşrikleri (putataparlar)”dır. (Bkz. Taberi, tefsir, c. 21., s. 8-9)

28

Anlamı: 
(Diyanet’in)
And olsun ki, onlara: “Gökleri ve yeri yaratan kimdir?” diye sorsan, “-Allah’tır” derler. De ki: “Hamd Allah’a mahsustur” ama çoğu bilmezler. (Lokman, ayet: 25.)

29

Anlamı: 
(Diyanet’in)
Ey Muhammed! And olsun ki, onlara: “-Gökleri ve yeri yaratan kimdir?” diye sorsan, “Allah” tır derler. De ki: “Öyleyse bana bildirin. Allah bana bir zarar vermek isterse, Allah’ı bırakıp da taptıklarınız, O’nun verdiği zararı giderebilir mi? Yahud bana bir rahmet dilerse, O’nun rahmetini önleyebilir mi?” De ki: “Allah bana yeter. Güvenenler, O’na güvenir.” (Zümer Suresi, ayet 38)

30

Anlamı: 
(Diyanet’in)
Ey Muhammed! And olsun ki onlara: “-Gökleri ve yeri kim yarattı?” diye sorsan, “Onları, Güçlü olan, her şeyi bilen yaratmıştır” derler. (Zuhruf, ayet 9.)

31

Anlamı:
(Diyanet’in)
Dikkat edin! Halis din, Allah’ındır. O’nu bırakıp da putlardan dostlar edinenler: “Onlara (putlara) bizi, Allah’a yaklaştırsınlar diye kulluk ediyoruz!” derler. Doğrusu Allah, ayrılığa düştükleri şeylerde, aralarında hüküm verecektir. Allah şüphesiz, yalancı ve inkarcı kimseyi doğru yola eriştirmez. (Zümer Suresi, ayet: 3.)

Açıklama:
Yukarıdaki ayetlerle çok açık biçimde anlatılıyor ki:

Putataparlara “her şeyi Yaratan”ın, her şeyi düzene koyanın “KİM” olduğu sorulduğunda, açıkça: “-Allah!” diye karşılık vermektelerdi.

—”Gökleri yeri, güneşi ayı YARATAN ve bunları belirli bir düzen içinde tutan, yürüten KİM?”
—”ALLAH!”
—”Gökten yağmur indirip yeryüzüne yaşam veren KİM?”
—”ALLAH!”

Yine onlara soruluyor:

—”Putlara neden tapıyorsunuz?
—”Allah’a yaklaştırsınlar diye.”

Demek ki, sözü edilen putataparlarla, “Allah” inancı vardı, yine de “putlara tapıyorlardı. “Putların, “Allah’a yaklaştıracağına inandıkları” için.

Kurtubi diyor ki: “-Putataparlar, her şeyi Allah’ın yarattığını, meydana getirdiğini kabul (ikrar) ediyorlardı. Bununla birlikte, cahilliklerinden, beyinsizliklerinden, Allah’ı bırakıp başkasına tapıyorlardı.” (Bkz. Tefsiru Kurtubi, 16/64.)

Sunulan son ayette, putataparların kendi karşılıkları yer alıyor:

—”Onlara tapıyoruz ki bizi Allah’a yaklaştırsınlar”!

Ayette uyarı da var:

—”Dikkat edin! ‘Halis din’, Allah’ındır.”

“Halis din”in anlamı, “asıl kulluk, ibadet”tir. Yani “ibadet, yalnızca Allah’a özgüdür. Putlara yapılan ibadet, ‘Allah’a yaklaştırma amacıyla da olsa, geçerli değildir. (Bkz. Taberi, tefsir 23/122.)

Kısacası: “Allah”tan başkalarına tapınırlarken putataparların güttükleri tek amaç: “Allah’a yaklaşmak”. Bu amacı gerçekleştirmek için de tapınma yoluyla, Tanrı’dan başkalarının “şefaat”lerini sağlamaya çalışıyorlar:

32

Anlamı:
(Diyanet’in)
Onlar, Allah’ı bırakarak, kendilerine fayda da zarar da vermeyen putlara taparlar: “-Bunlar (putlar), Allah katında bizim şefaatçılarımızdır” derler. Ey Muhammed! De ki: “Göklerde ve yerde Allah’ın bilmediği bir şeyi mi O’na haber veriyorsunuz?” Allah, onların ortak koşmalarından münezzeh ve Yüce’dir. (Yunus Suresi, ayet: 18.)

Açıklama: Fahruddin Razi’den:

“-İnsanlardan kimi (kimi yorumcular) şöyle der:

‘-Bir tek, Güçlü, Hikmetli, Merhametli bir Tanrı’nın varlığına ilişkin bilgi, tüm hakların üzerinde birleştikleri bir bilgidir. Bu konuda, aralarında hiç bir ayrılık yoktur. Aklın doğası da, bu bilginin sağlamlığına tanıklık eder. Çünkü göklerin ve yerin şaşılasılıklarını, bitkilerin, özellikle de hayvanların şaşılasılıklarını, insan vücudundaki şaşılasılıkları ve bütün bunlardaki şaşılası hikmet ve yararları düşünen kimse; kesinlikle bir Tek, Güçlü, Hikmetli ve Merhametli bir Tanrı’nın varlığını kabul eder.'” (Razi, e’t-Tefsiru’l-“Kebir, 26/282)

Razi, yorumcuların, putataparlarca “Allah”ın kabul edilmesini buna bağladıklarını yazıyor.

Razi, putataparların, taptıkları putlar için: “-Bunlar, bizim, Allah katındaki şefaatçilerimizdir.” demelerinin de yorumuna girişiyor ve şöyle diyor:

“-Bilesin ki kimi insanlara (yorumculara) göre:

Kafirler (putataparlar), putlara tapınmanın, Tanrı’ya doğrudan tapınmaktan daha çok Tanrı’yı yücelttiğini, Tanrı’ya daha çok saygı anlamı taşıdığını sandılar: ‘-Tanrı’ya doğrudan ibadet etmekle uğraşmaya bizim yetkimiz yoktur. Biz önce bu putlara ibadet etmeye çalışırız. Putlar, Tanrı katında bize şefaatçiler olarak yardım ederler.’ dediler.

Putataparlarla “-Putlar, Allah katında bizim birer şefaatçimizdir” savını nasıl ileri sürdükleri konusunda (yorumcular) tartıştılar: ve birçok görüş ileri sürdüler:

Birinci görüşe göre: Putataparlar, dünyanın her bölgesinden birine ‘gökler alemi’nin ruhlarından bir ruh belirlediler. O ruhu da belirli bir putla simgelediler. Sonra, o puta ibadet etmeye koyuldular. Puta ibadetteki amaçlarıysa o belirlenmiş olan RUH’a ibadettir. O ruhun da, asıl Büyük Tanrı’ya kulluk ettiğine inandılar.

İkinci görüşe göre: Putataparlar, yıldızlara tapıyorlardı. Tanrı’ya doğrudan kulluk etmeye, yalnızca yıldızların yetkili olduklarını ileri sürüyorlardı. Sonra, yıldızların doğduklarını ve battıklarını görünce, onlara (birer simge olsun diye) belirli putlar diktiler ve onlara ibadete koyuldular. Putlara ibadetteki amaçları, o yıldızlara ibadeti yöneltmektir.

Üçüncü görüşe göre: Putataparlar, söz konusu putlara, birtakım ‘tılsımlar’ (gizli-gizemli şeyler) belirleyip koydular. Sonra da, tıpkı ‘tılsımcılar’ gibi yaklaştılar bu putlara.

Dördüncü görüşe göre: Putataparlar, söz konusu putlarını, peygamberlerinin, ulularının biçimlerinde yaptılar ve bu simgelere ibadete koyuldukları sürece, peygamberlerinin, uluların Tanrı katında kendilerine şefaatçi olacaklarını ileri sürdüler. Bunun, zamanımızda da benzeri vardır: Halkın çoğu, uluların mezarlarına saygı göstermeye kendilerini vermekteler. Onların mezarlarına saygı gösterirlerse, onların da kendilerine Tanrı katında şefaatçi olacaklarına inanırlar.

Beşinci görüşe göre: Putataparlar, ‘Tanrı’nın bir ışık; meleklerin de birer ışık (nur) olduklarına inandılar. ‘En Büyük Tanrı’ya ‘en büyük put’u, meleklere de öteki putları diktiler.

Altıncı görüşe göre: Belki de putataparlar ‘Hululiyye’ inancını taşıyorlardı. (‘Tanrı’nın eşyaya girdiğine inanıyorlardı). O nedenle de, Tanrı’nın, kimi yüksek ve şerefli cisimlere girmiş olabileceğini düşünüyorlardı.” (Fan. Razi 17/59-60.)

Ayrıca bkz. “Put”
.
Dr. Toshihiko İzutsu, şöyle der:

“-İslam’dan önceki Araplar arasında bulunan Allah kavramı, mahiyet itibarıyla İslam’ın Allah kavramına şaşırtacak derece yakındır. O kadar yakındır ki, Kur’an; bazen böyle doğru bir Tanrı anlayışının kafirleri neden yeni gerçeği kabule sevketmediğine şaşar. (…)

(Ayetlerin açıklamalarında) görülüyor ki, Allah, İslam’dan önceki Arapların zihninde, ‘dünyanın yaratıcısı’, ‘yağmuru indiren’, ‘yeryüzünde bulunan her şeye hayat veren’ varlık olarak bilinmektedir. ” Yalnız Kur’an’ın onlardan yakındığı tek taraf, Allah’ı göklerin ve yerin yaratıcısı bildikten sonra, yalnız O’na ibadet edebileceğini, O’ndan başkasına tapılamayacağını bilmemeleri, bu sonuca varmamalarıdır. Kur’an bunu şu cümlelerle ifade eder: ‘O halde nasıl (doğrudan) döndürüyorlar’ (Ankebût, ayet 63.). (Kur’an’da Allah ve insan, çev. Doç. Dr. Süleyman Ateş, Ankara, 1975, ilahiyat yay. s. 96.)

33

Anlamı:
Dağlar gibi dalgalar onları kuşattığı zaman, dini yalnızca Allah’a özgü kılarak yakarırlar Allah’a. Onları kurtarıp karaya çıkardığımızda da, kimileri orta (doğru) yolu tutar. Ayetlerimizi ‘gaddar’ (hattar) nankörlerden başkası inkar etmez. (Lokman Suresi, ayet: 32.)

Açıklama:
“Onlar”la anlatılmak istenen, Kur’an yorumcularına göre “putataparlar”dır. (Bkz. Sabûni, Safvetu’t-Tefasir, 2/497.)

Izutsu, yukarıdaki ayetler ve özellikle de sonuncu ayet dolayısıyla konuya eğilirken putataparların da inançlarına, yani “Allah”ı “Yaratıcı” olarak kabul edişlerine ve “O’na sığınışları”na, “geçici monoteizm (Tek-tanrıcılık)” diyor. (Bkz. Aynı kitap, aynı s.)

34

Anlamı:
Ölen kimseyi Allah’ın diriltmeyeceği üzerine bütün güçleriyle Allah’a ant içerler. Hayır, ona verilen söz gerçektir. Ne var ki insanların çoğu bunu bilmezler. (Nahl Suresi, ayet: 38.)

35

Anlamı: 
(Diyanet’in)
Kendilerine bir mucize gösterilirse mutlaka ona inanacaklarına dair bütün güçleriyle “Allah’a yemin” ederler. De ki: “Mucizeler, ancak Allah katındadır.” Onların, mucize geldiği zaman da inanmayacaklarını anlıyor musunuz? (En’am Suresi, ayet 109.)

36

Anlamı
(Diyanet’in)
Kendilerine bir uyarıcı gelince, ümmetlerin içinde en doğru yoldan gidenlerden biri olacaklarına, and olsun ki, bütün güçleriyle “Allah’a yemin’ etmişlerdi. Fakat kendilerine uyarıcının, sadece nefretlerini artırdı. (Fatır, ayet 42)

37

Anlamı: 
(Diyanet’in)
Allah’a eş koşanlar: “Allah dileseydi. O’ndan başka hiçbir şeye ne biz ve ne de babalarımız tapardı. O’nun buyruğu olmaksızın hiçbir şeyi haram kılmazdık.” dediler. Kendilerinden öncekiler de böyle yapmıştı. Peygamberlere apaçık tebliğden başka ne vazife düşer? (Nahl Suresi, ayet: 35.)

Bütün bu ayetler ve daha başka ayetler, ayrıca hadislerden bir çoğu, İslam öncesinin putatapar Arap toplumuna da bir “Allah” inancı bulunduğunu, ama putataparların, neye tapıyorlarsa “Allah katında kendilerine yardımcı olsunlar” diye, “Allah’a yaklaşmalarını sağlasınlar” diye taptıklarını yansıtıyor. Ve tutumları kınanıyor.

38

Anlamı: 
(Diyanet’in)
Onlar, Rahman olan Allah’ın kullan olan melekleri de dişi saydılar. Yaratılışlarını mı görmüşler? Onların bu şahitlikleri yazılacak ve sorguya çekileceklerdir. “-Eğer Rahman dilemiş olsaydı, biz bunlara kulluk etmezdik!” derler. Buna dair bir bilgileri yoktur. Onlar sadece vehimde bulunuyorlar. Yoksa onlara daha önce bir kitap verdik de ona mı bel bağlıyorlar? Hayır; “doğrusu biz babalarımızı bir din üzerinde bulduk, biz de onların izlerinden gitmekteyiz” derler. (Zuhruf Suresi, ayet: 19-22.)

Turan Dursun, “Allah”

Bölüm III: İslam Öncesi (El Cahiliye) Araplarında “Allah”

kaynak : http://www.turandursun.com/index.php/turan-dursun/turan-dursun-makaleleri/1190-islam-oncesi-el-cahiliye-araplarinda-allah

Single Post Navigation

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: