Turan Dursun

Mektuplar

Bu köşe elvermediği için gelen mektuplara karşılık verilemiyor. Uzun zaman aradan geçtikten sonra ancak birkaçı ele alınabiliyor. Oysa gönül isterdi ki, hepsi tek tek ele alınsın ve hepsine yer ve karşılık verilsin.

Gelen mektuplar ya İslamcı çevrelerden “küfür”, “tehdit” biçiminde oluyor; ya da laik çevrelerden övgü biçiminde… Eleştiri niteliğinde pek olmuyor.

“Küfür”ler, “tehdit”ler hemen hemen aynı biçimde, aynı havada, öylesine ki, başı okununca ardından ne geleceği belli oluyor. Çoğu imzasız; kimi de “acayip” adlarla. Belli ki “takma ad”lar… Oysa eleştiri olsun isterdik. Şöyle soğukkanlı ve uygarca…

Küfürler ve tehditler

İstanbul’dan “Osman Blada P.I.T.” adına yazdığını belirtiyor. Bu harflerin ne anlama geldiğini de açıklıyor: “****ları İtlaf Tugayı” demekmiş.

Mektubun altında “not” anlamında “Hamiş” denerek şu not düşülmüş:

“Eğer paçanız sıkıyorsa, bu mektubu dergi zannettiğiniz o paçavrada neşretmekten çekinmezsiniz. Lâkin nerede sizin gibi yavşaklarda o cesaret?”

Mektup şöyle başlıyor:

“Eya mütedeyyus-ı müntehip Turan Dursun dümbüğü,

Eya fâcir-i fâsık-ı kâzib-i mel’un sıfatını hakkıyla iktisâb etmiş hamam oğlanı,

Eya hâmil-i tac-ı şeytanî, lâbis-i libası katranı ile telebbüs etmiş Athenegoras kılıklı Selman Rüşti mukallidi nadide pezevenk,

Eya nâr-ı cehennemin yağlı kütüğü,

Cenâb-ı Hakk’ın kahrı, laneti ve intikamı üzerine olsun; Resulünün ve ashabının şefaati senden ırak olsun. Dibace kabilinden olmak üzere haşr gününde dinozorla hamam böceği beynindeki bilcümle haşarat ve sürüngen takımıyla birlikte haşrolunarak, cehennemin en mutena semtinde Ebu Cehil ve Ebu Leheb misillu cümle yaranınla ebediyyen komşu olmanı niyaz ederiz.”

Ve “Ulan ey tenasül cihazlarımızın daimi atış poligonu mevkiini ihraz etmiş olan müstesna yavşak…” diyerek sürüp gidiyor.

Tam “âdab-ı İslâmiyye”ye uygun olarak… Bu kesimde “şaheser” olur umuduyla yazılmış olsa gerek. Ama bence o denli de değil. Çünkü neler neler var bu alanda.

Bu “küfürname”nin tümüne yer verilebilirdi. Ama bu, öteki okurlara haksızlık olurdu. Onun için hoşgörüle…

“Âdab-ı İslamiyye”ye tam uygun mektup kaleme alıp göndermiş olanlardan biri de yine İstanbul’dan, Zarfın üzerinde: “Ahmet Akar”ın gönderdiği yazılı. Ama mektupta ad yok, imza yok.

Bu İslam “kahraman”ı da “Ey Amerikan uşakları, namussuzlar!” diye başlıyor. “Namussuz, şerefsiz, haysiyetsiz, adi, köpek, Amerika’nın ve Rusya’nın besili köpekleri…” türünden sövgüler sergiliyor. Bu arada da tehditler:

“Ey sen alçakların ta alçağı Turan Dursun! O köpeklerin nasıl gebertildiğini gördün mü? Sen de öyle köpek gibi sürüne sürüne gebertileceksin. (…) Senin o adi abin Rüşti’yi İngiltere koruyor; ya seni kim koruyacak? Alçakların ta alçağı. Mektubuma istemeyerek son verirken Allah’ın büyük laneti üzerine olsun! Bütün bela ve musibetler üzerinizde olsun. BÎJÎ İslam! Yaşasın İslam!”

“Cihadü’l-Islam li Felahi’l (yani Kürdistanın Kurtuluşu için İslami Cihâd)” yazısı eski harflerle ve imza yerine (amblem) konmuş bir mektupta da “Turan Bey, siz Salman Rüşdi’nin yaptığından daha beter yapıyorsunuz. Çünkü Salman Rüşdi’nin yaptığı, sizinkinin çeyreği kadar değildir. Biz insanların düşüncelerine saygı gösteren insanlarız. Ama insan da bu saygınlığını lekelememeli! Lekelediği zaman bizler de onun saygınlığını lekeleyebilecek güçte olduğumuzu ve her zaman sizin gibi yüreksizlerin üstesinden gelebileceğimiz peşinen söyleyelim. Sonunda bizi uyarmadı demeyesiniz…” Tehdit ve aşağılamalar sürüyor.

“As Bıçakçı” adını kullanmış olan bir Müslüman da köşemdeki bir yazımı kesmiş, resmimdeki kaşımla gözümle oynayıp kendince “şeytan”a benzettikten ve bir hançeri boğazıma sapladıktan sonra bir zarfın içinde bana (2000’e Doğru kanalıyla) göndermiş. Üzerinde de küfürler, tehditler. “Bana bak şeytanın çocuğu! Herşey iyi, tamam da, Müslümanlarla dolup taşan bir ülkede bu din bilgisi diye saçma sapan yazmak senin neyine. Yoksa canından bezip hayatından vaz mı geçtin? Eğer bir an önce geberip cehenneme gönderilmek istiyorsan derginizin gelecek sayısında (15 Ekim 1989’daki sayısında) da yaz da bir yolunu bulup icabına bakarız. O konuda hiç şüphen olmasın. Hiç acı çektirmeden cehenneme postalarız. Eğer bu sayfayı dergiden çıkarmayıp da yazmaya devam edersen bunu böyle bil ki, Selman Rüştü gibi kendi ölüm fermanını kendi elinle vermiş olursun.”

Sövgüler, korkutmalar içeren mektuplar sürüp gidiyor.

Küfür ve tehditler boşuna

“Küfür” de, “tehdit” de yüreksizliğin, tükenmişliğin ürünüdür. Ve boşunadır. “Tabu”lar üzerine gidiş sürecek, şimdiye dek “yalan”larla örtülegelmiş, karanlıklarda -güçlülerin yararına- saklanagelmiş ne denli “mesâil-i müstetire (gizli-saklı din konulan)” varsa, bir bir ortaya dökülüp sergilenecektir. Buna kimsenin kuşkusu olmasın. Daha güzel bir dünyanın, ışıklı dünyanın, özgürlüklerin, insan aklı ve bilimin tüm boyutlarıyla geçerli olduğu bir dünyanın kurulması için bu tür çabalar, su kadar, hava kadar… gereklidir. Ve şu da unutulmamalı ki, bunun, korkulagelen, ürkülegelen “izm”lerle de hiçbir ilgisi yoktur.

Övgüler

Bu köşede çıkan yazılardan övgüyle söz eden mektuplar da az değil. Bu mektupların tümüne yakın bir bölümünde dile getirilen bir istek var: “Turan Dursun”un yazdığı yazılar, bir kitap olarak basılıp yayımlansın.” Önce bu ortak isteğe karşılık vermek gerekiyor:

Yazılar, bir kitap olarak yayımlanacak

Bu köşedekilerin de içinde bulunduğu ve “din” konularına ilişkin yazılar bir kitapta toplanacak. İlk kitap yayımlanacak. İkinci, üçüncü, dördüncü kitaplar da ardından gelecek. Böylece, “din karanlığı”nın ve içinde beslenegelen “tabu”ların hakkından gelmeye çalışılacak. “Kaynaklar”la, “akıl ve bilim” ışığıyla… İnsanca ölçülerin geçerli olduğu daha güzel bir dünya için… Bekleyin lütfen…

Köln’den yazan Halis Altunsoy, mektubunda şöyle diyor:

“Din Bilgisi sayfasında çıkan yazılarınızı ilgi duyarak okuyorum. Sizden iki ricam var. Birincisi: Bu konuda çıkan yazılarınızı içeren bir kitabınız varsa onu istiyorum. İkincisi: Zebur ve özellikle Tevrat’ın Türkçesini nasıl temin edebilirim? Yardımcı olabilirseniz müteşekkir olurum.

Sevgili okur. Kitabın çıkması uzun sürmez. Çıktığı zaman öğreneceksiniz. Böylece birinci isteğiniz yerine gelecek, ikinci isteğinizi oluşturan sorunuza gelince:

“ZEBUR” diye bir kitap yok

Bu sözcük, Kur’an’da tekil olarak üç kez geçer: Nisa 163; İsrâ 55; Enbiya 105. Birinci ve ikinci ayette, Kur’an’ın “Tanrı”sı şöyle diyor:

– “Ve Davud’a Zebur’u verdik.” (Nisa 163; İsrâ 55)

Üçüncü ayetteyse şöyle dendiği görülüyor

– “Andolsun ki Tevrat’tan sonra Zebur’da da yazdık ki, ‘Yeryüzüne, iyi kullarım mirasçı olacak’.” (Enbiya 105)

“Zebur” sözlük anlamıyla “kitap yazma”, “kitap”, özellikle de “içinde hikmet (yararlı Tanrısal bilgiler) bulunan kitap” anlamlarındadır. (Bkz. Râğıb el Müfredat, Z-B-R.) Çoğul olarak geçtiği yerlerde kullanıldığı dört anlamdan biri de bu sözlük anlamıdır. (Bkz. Ibnü’l-Cevzî, Nüzhetü’l-A’yüni’n-Nevazır, Beyrut, 1985, s. 338.)

Davud’un “Zebur” diye bir kitabı yoktur. Davud’un “Mezmurlar”ı vardır. “Mezmurlar”, bugün “Ahd-i Atik (Eski Ahd, Eski Ahit)” diye bilinen bütünün içinde yer alır. “Tevrat” dendiğinde de tümü birden amaçlanır. Buna göre Davud’un kitabı, yani “Mezmurlar”, Tevrat’ın bütünü içinde yer almıştır. Bu kitaba, Kur’an’da “Zebur” denmesi, Muhammed’in ya da öğreticisi durumunda olanların bir yanlış okumalarından ve o yanlışlığın Kur’an’a geçirilmesinden ya da daha sonraki eklemelerden kaynaklandığı düşünülebilir. Enbiya Suresinin 105. ayetinde yer alan alıntıyı, Mezmurlar’da buluyoruz. (Bkz. Tevrat, Mezmurlar, 25: 13; 37: 11, 22, 29, 39; 69: 36; 102: 28) Bu, İncil’de de var. (Bkz. Matta, 5: 5.)

“Tevrat”, “Kitab-ı Mukaddes” diye yayımlanan kitapta var. Her yerde bulunabilir. Kıbrıs’tan yazan Mehmet Emin Panel, dinsel geriliğin alt edilmesi için girişilen savaşımında, yazılarımızın kendisine büyük destek sağladığını yazdıktan sonra “aydınlanmak için”, Aziz Nesin’in, “herkesin Kur’an’ı okuyup anlamasını” önerdiğini anımsatıyor, Kur’an’ı anlamak için de hangi kaynaklardan izlemek gerektiğini ve “en bilimsel Türkçe Kur’an”ı nasıl elde edebileceğini soruyor.

Kur’an’ın Türkçesi

Her yerde bulunabilir. Kimin çevirisi olursa olsun okunabilir. Birkaç çeviriden karşılaştırmalı olarak okunması daha iyidir.

Ama sıradan bir çeviri okunduğunda da, Kur’an’ın bir “mucize” olduğu yolunda şimdiye dek ileri süregelen savın ne denli uydurma olduğu, Kur’an’daki çelişkiler, akıl ve bilim dışılıklar anlaşılabilir. Elverir ki, “iman” koşullanmasıyla değil de, akılla, mantıkla, eleştirici gözle okunsun.

Mehmet emin Panel, Muhammed’in yaşamını öğrenmek için en yararlı kaynakların hangileri olabileceğini de soruyor.

Muhammed’in yaşamını öğrenmek için Türkçe Kaynaklar

Türkçeye çevrilmiş olanlardan Leaoni Caetano’nun İslam Tarihi (Hüseyin Cahit Yalçın çevirisi) oldukça objektif sayılabileceklerin başında salık verilebilir. Ne var ki, eski harflerledir. Güvenilebilecek bir Türkçe kitap bulmak kolay değil. Dahası, olanaksız gibi. Ancak Muhammed’in inancı, dünyaya bakışı konusunda sağlıklı bilgi için başvurulabilecek kitaplar hiç yok değildir. Olanların başında Prof. Dr. ilhan Arsel’in kitapları gelir. Özellikle de “Şeriat ve Kadın” adlı kitabı. Cemil Sena’nın “Hz. Muhammed’in Felsefesi” adlı kitabından da, dikkatli okunursa yararlanılabilir. Olabilse de, temel kaynaklardan, Arapça’sından ve birinci elden okunup izlenebilse… Bu köşede yazılanlar böyledir.

Okuyucu, mektubunu şöyle bitiriyor: “Şimdi de en çok istediğim: 2000’e Doğru Dergisi’nde yazdıklarınızı ve daha başka yerde yazmışsanız onları toplayıp bir kitap haline getirirseniz, gerek Türkiye halkına, gerek Kıbrıs Türk toplumuna çok büyük hizmet etmiş olursunuz.”

Yusufeli’nden yazan Nusret Ateş, “…Siz Türkiye’de bilinçli olarak ve öz kaynağından kanıtlar ve somut delillerle bir tabuyu yıkmaya çalışıyorsunuz. Sizi yürekten kutluyorum.” diyerek ve burada yer veremeyeceğim türden övgüyle giriyor mektubuna.

Ardından şunları yazıyor:

“…Yolu, okulu olmayan bir köydeyim. Yine de sağ olsun gazete bayii arkadaş, fırsat buldukça 2000’e Doğru ve Teori dergilerini yollamayı ihmal etmiyor. Teori’de daha geniş yazma olanağınız olduğu içindir ki, daha detaylı bilgi alabiliyoruz. Sorularıma geçmeden önce, bu çalışmalarınızı kitap olarak yayınlasınız da biz de yararlansak nasıl olur acaba? Bunu beklemek hakkımızdır sanırım.”

Nusret Ateş’in sorularının özeti şöyle:

– Kur’an’da “6666 ayet olduğu” doğru mu?

– Kur’an’a sonradan eklemeler olmuş mudur?

– Kutuplarda “namaz ve oruç” ibadetlerinin nasıl yerine getirileceğine ilişkin Kur’an’da bir açıklama var mı?

Kur’an’da “6666 ayet” bulunduğu söylentisi gerçeğe dayanmıyor

Bu konuda bilgilenmek için 2000’e Doğru’nun 25 Mart 1990 günlü sayısındaki bu köşeye bakılabilir. (Kur’an’lı Bir Skandal” başlıklı yazıya bkz.)

Muhammed dönemindeki Kur’an’ın orijinali hiçbir yerde yoktur

Muhammed dönemindeki “Kur’an ayetleri”nin ne tümü, ne de aynı bulunuyor elde. 1. ve 2. orijinallerinin yakılmış olması nedeniyle hiç kimse aslını, tam olarak bilemez. Orijinal diye yutturulagelen “yazma”ların da bu bakımdan bilimsel temeli yoktur. Osman döneminde yapılan derleme ve yazmalar da bugün dünyanın hiç bir yerinde bulunmuyor. Geniş bilgi için 2000’e Doğru’nun 29 Mayıs 1988 günlü sayısına, kapak konusu olan yazıya bakılabilir.

“Kutuplarda namaz ve oruç” hakkında ne ayet, ne de hadis var

İslam’ın açığını kapatmak ve durumu kurtarmak için yorumlara başvuruluyor. Ama boşuna. Niceleri gibi bu açık da yorumlarla kapatılamaz. Kur’an’ın “Tanrı”sının “kutsal kitaplar”a geçtiği dönemlerde “kutuplar” biliniyordu ki… Dahası her şey (tüm ibadetler), “yıldız tapımı”ndan, “Güneş” ve “Ay” kültlerinden alınmadır. Bu konuda daha geniş bilgi için bkz. Saçak Dergisi, Şubat 1988, Eren Kutsuz, (Turan Dursun) Güneş Kültü, s. 462.

“İslâm’a zarar verilemez.”, İsmail Nacar’ın mektubu

Nacar daha önce de bir mektup yazmıştı. 37. sayımızda olabildiğince yer ve karşılık verilmişti. Ne var ki, sevgili okur, bunu yeterli bulmamış. Saldırılar da içeren anlatımlarla üzüntüsünü belirtiyor. Her mektuba, tümüyle yer vermeyi isterdik. Yazık ki, buna olanak yok.

“Bir Müslüman olarak, ipe sapa gelmez bu tip söz ve yazılardan, İslâm adına en ufak bir üzüntü ve rahatsızlık duymadığımı bilmenizi isterim. Çünkü bırakın Turan Dursun gibileri, tarihte, burnundan kıl aldırmayan nice kudret sahibi Firavun ve krallar, dengeyi sağlayamamış nice ideolog ve düşünürler, İslâm’a olmadık çamur attılar da, o yine de tüm asaletiyle kucağını bütün insanlığa açık tutarak hep tebessümle yoluna devam etti.” diyor Nacar.

Cevap: Gerçek Ortada

Gerçeği, yalnızca gerçeği gözler önüne sermeye çalışıyorum. Gerçeği ortaya serenler hiç olmadı mı şimdiye dek?

Kuşkusuz oldu. Ama ayetleriyle “nerede bulursanız orada öldürün!” diyen (bkz. Bakara 191; Nisa 89, 91; Tevbe 5) İslam’ın tüyler ürperten acımasızlığıyla yok edildiler. Örneğin: İbnü’l-Mukaffa (8. yy). “Kulumuz Muhammed’e indirdiğimizden kuşkulanıyorsanız, siz de onun benzeri bir sure meydana getirin’.” diyen (Bakara: 23.) Kur’an’ın “Tanrı’sına karşılık verip “nazire (benzer)” yazdığı için bu ünlü düşünür ve edebiyatçı da aynı acımasızlıkla yakılarak yok edilenlerden.

Bu köşede ne yazılıyorsa, en sağlamlarından KAYNAKLAR’a dayandırılıyor. Son derece ilgi görmesi de bundan. “İslam’a olmadık çamur atılıyor.” suçlanmasının gerçekle bir ilintisi yok.

Turan Dursun, Din bu 1, Sayfa 269-278

Kaynak : http://www.turandursun.com/index.php/turan-dursun/turan-dursun-makaleleri/1177-mektuplar

Single Post Navigation

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: